Tunç: 'CHP'nin durumu içler acısı'

Ege TV'deki Hukukcafe Programında CHP milletvekilleri Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Avni Aksoy, Özcan Özel CHP'den istifa etmesini değerlendiren TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, 'Cumhuriyet Halk Partisi'nin durumunu hepimiz takip ediyoruz. Gerçekten içler acısı bir durum. 3 Milletvekilinin istifa gerekçelerine baktığımız zaman elbette ki kendi takdirleridir buna diyecek bir şeyimiz yok, Cumhuriyet Halk Partisinin durumunu aslında özetliyorlar. 3 Milletvekilinin istifa gerekçelerine baktığımız zaman elbette ki kendi takdirleridir buna diyecek bir şeyimiz yok, Cumhuriyet Halk Partisinin durumunu aslında özetliyorlar' dedi.

PAYLAŞ

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, Ege Tv’de yayınlanan Avukat Selim Murat Çakın ve Avukat Tolunay Kutluay’ın hazırladığı HUKUKCAFE programına katılarak hukuk reformu ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Programda hukuk reformu adına 1. Yargı Paketi, 2. Yargı Paketi, 3. Yargı Paketi şeklinde düzenlemeler geldiğini ifade eden Tunç, “Hukuk reformları önemli. Hukukla ekonomi iki önemli unsur. Hukuka güvenin olduğu yerde ekonomiye de güven olur. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımız önümüzdeki süreçte bugüne kadar olduğu gibi hukuk ve ekonomi reformlarına önem vereceklerini yeni reformlarla yeni atılımlar gerçekleştireceklerini ifade etmişti. Bu yönde hazırlık çalışmaları da uzun süredir devam ediyor. Bunun içerisinde bulunan İnsan Hakları ve Eylem Planıyla ilgili çalışmalar devam ediyor. 2019 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız Yargı Reformu Strateji Belgesini açıklamıştı. Bu belgede özellikle güvenilir bir adalet sisteminin tesisi, erişilebilir bir adalet sistemi noktasında çok önemli maddeler vardı. Bununla ilgili Meclise daha önce 1. Yargı Paketi, 2. Yargı Paketi, 3. Yargı Paketi şeklinde düzenlemeler geldi ve şimdi gelecek olan yeni düzenlemelerde de 4. ve 5. Yargı Paketi şeklinde düzenlemeler Mecliste devam edecek” dedi.

“Çok önemli düzenlemeleri önümüzdeki süreç içerisinde görmüş olacağız”

Hukuk ve ekonomi reformuyla ilgili çok önemli düzenlemelerin önümüzdeki süreçte hep birlikte görüleceğini kaydeden Yılmaz Tunç şöyle devam etti:

“Hukuk ve ekonomi reformuyla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımız hazırlıklar tamamlandıktan sonra bir açıklama yapacak. Bu reform paketi içerisinde nelerin yer aldığını kamuoyuyla paylaşacak. Bu paketin içerisinde elbette ki yasal düzenleme gerektirecek hususlar olacak. Bunlar TBMM ve başta Adalet Komisyonu olmak üzere diğer komisyonlara peyderpey gelecek. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ya da Cumhurbaşkanı Kararıyla yapılabilecek reform maddeleri olabilir. Büyük ölçüde de idarenin uygulamalarıyla hayata geçirilecek düzenlemeler olabilir. Burada yasal düzenlemeler, idari düzenlemeler ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameler ve Cumhurbaşkanı Kararıyla hayata geçecek çok önemli düzenlemeleri önümüzdeki süreç içerisinde görmüş olacağız.

“Çok önemli hukuk reformlarına imza attık”

“Hukuk ve ekonomi reformu yeni mi aklınıza geldi?” diyenler olabilir. Hayır. AK Parti iktidarı 2002’den bu yana çok önemli hukuk reformlarına imza atan bir iktidar. Özellikle en başta temel kanunlarımız dediğimiz ve 80 yıldır uygulanan kanunlarımız, başta Türk Ceza Kanunun, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu tüm bunlar farklı farklı ülkelerden cumhuriyetimizin ilk yıllarında çevrilerek bize intikal etmişti ve biz bunları 80 yıldır uyguladık. 80 yıldır uygulanan bu kanunları çağa ve kendi insanımıza uygun hale getirmemiz gerekiyordu. İlk başta ceza mevzuatıyla ilgili 2005 yılında bir değişim dönüşüm gerçekleşti. Hem ceza hem ceza infaz hem de ceza muhakemeleri kanunlarımız sil baştan çağa uygun bir şekilde düzenlendi. Ardından Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Ticaret Kanunuyla ilgili 2011 yılında Meclis gerçekten yoğun çalıştı. Temel kanunlarda da iktidar ve muhalefetiyle bir çok kanun uzlaşmayla geçti. Çünkü çok sayıda düzenleme yapıldı. Bu nedenle burada muhalefetin de katkılarını belirtmekte fayda var.

“Uygulamadan kaynakları sorunlar için çalışma yapılıyor”

Tabi kanunların yapılması yetmiyor. Güven veren bir adalet sisteminin tesisi için sadece mevzuatın yenilenmesi yetmiyor. Burada asıl olan bu mevzuatın uygulanması. Uygulamadan kaynaklanan problemleri giderecek gerek idari düzenlemeler gerekse yasal düzenlemelere yönelik de şuanda bir çalışma söz konusu. Bunun yanı sıra sadece temel kanunlar bakımdan değil bu 18 yıl içerisinde hayal dahi edemediğimiz düzenlemeler ve anayasa değişiklikleri de gerçekleşti. 82 Anayasası bir darbe anayasası. Ancak bu darbe anayasasının içerisinde en önemli unsurlar yargıyla ilgili düzenlemeler. Anayasa Mahkemesinin, Hakim ve Savcılar Kurulunun yapısı askeri yargıyla ilgili düzenlemeler vs. tüm bunların hepsi demokratik hukuk devleti ilkesi içerisinde geldiğimiz süreç içerisinde değiştirildi. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirildi. Kişisel verileri ve özel hayatı koruyacak anayasal bir güvence yoktu. Bunlar Anayasaya girdi. Çocuk, kadın ve yaşlı hakları Anayasamıza girdi.

“Toplumun ihtiyaçlarının gerisinde kalmamamız lazım”

Anayasamızda darbecilerin yargılanması yasaktı, bu değiştirildi. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ülkemize getirildi. Yüksek Askeri Şura ve HSK kararları yargı denetimine kapalıydı, bunlar yargı denetimine açıldı. En önemli reform aslında yönetim reformu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yönetimiyle de yasama, yürütme, yargı erklerinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin daha da güçlenmesi yönünde önemli düzenlemeler yapıldı. Tabi hukuk durağan değil, toplumun ihtiyaçlarına göre değişiyor. Yeni ihtiyaçlar, yeni suç tipleri, eski suç tiplerinde cezalarda orantısızlık çıkabiliyor. Dolayısıyla hukukunda hayatın ve toplumun ihtiyaçlarının gerisinde kalmaması lazım. Önümüzdeki süreçte bu reformları daha da ileriye taşıyacak, ülkemizde özelikle pandemiden etkilendiğimiz şu ortamda ekonomimizin de önünü açacak yabancı sermayeye de güven verecek düzenlemeler noktasında ihtiyaç olan hususları  inşallah yeni hukuk paketlerinde görmüş olacağız.

“Sınav geçildikten sonra avukatlık stajına başlanabilecek”

Avukatlık mesleği yargının 3 sac ayağından biri. Savunma hakkı olmadan yargılama düşünülemez. Avukatlık mesleğinin geliştirilmesi ve bu noktada adaletin sağlanması anlamında çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle hukuk fakültelerindeki eğitimin arttırılması çok önemli. Son zamanlarda hukuk fakültelerinin sayılarının  ve kontenjanların artmasıyla birlikte, mezun sayısının artmasıyla birlikte çok değişik sorunlarla karşı karşıya kalındı. Ancak Adalet Bakanlığımız YÖK’le de irtibata geçerek hukuk fakültelerinin kontenjanlarının düşürülmesiyle ilgili bir çalışma yaptı. Önümüzdeki süreçte bu çalışmaların devam edeceğini görüyoruz. Sayın Bakanımızın bu yönde açıklamaları var. Özellikle hukuk eğitiminde kaliteyi arttırmamız gerekiyor. İhtiyaçlara göre yeni ilave dersler olabilir. Akademik kadronun daha da zenginleştirilmesi önemli. Mezunlarında mezun olduktan sonra 1. Yargı Paketinde hukuk mesleklerine giriş sınavı getirilmişti. Mevcut hukuk fakültelerinde okuyanları kapsamıyor ama bundan sonra hukuk fakültelerine girecek olanlar mezun olduktan sonra Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavını geçtikten sonra avukatlık stajına başlayabilecekler. Bu da tabi bu mesleklere başlayacak olanlar bakımından kalitenin artmasını sağlayacak.

“Avukatlarımızın herhangi bir teklifi olursa da her zaman açığız”

Mevcut çalışan avukatlarımız için de onların yargı süreçlerinde savunma hakkını daha iyi kullanabilmeleri anlamında birçok düzenleme yapıldı. En son çıkardığımız yargı paketinde görüntülü olarak duruşmalara katılabilme imkanları getirildi. Başka bir ildeki duruşmaya UYAP sistemi üzerinden katılabiliyor. Bunlar büyük bir kolaylık. Birçok gelişmiş ülke UYAP sistemi gibi sistemleri kullanamazken Türkiye bu anlamda birçok gelişmiş ülkenin de önünde. Avukatlarımızın mesleklerini yaparken onların işlerini kolaylaştırmak anlamında Türkiye Barolar Birliğiyle de iyi bir diyalog içerisinde adaletin tesisine yardımcı olacak şekilde yapabilmelerinin önünü açacak düzenlemelere biz her zaman varız. Bu konuda avukatlarımızın herhangi bir teklifi olursa da her zaman açığız.

“Kamuda çalışan hukuk mezunları için yasal düzenleme…”

Kamuda çalışan avukatlar memurluk yaptıkları süre içerisinde avukatlık stajı yapamıyorlar. Dolayısıyla 1 yıl içerisinde avukatlık stajını yapmak istediklerinde ya mesleklerinden istifa ederek ya da ücretsiz izne çıkarak bir gelirden de yoksun olmuş olacaklar. İstifa etmeleri e bir sıkıntı oluyor. Yıllardır bu problemi bize iletiyorlar. Bu konuda bu talepleri Adalet Bakanlığımız da değerlendiriyor. Yeni reform paketine alınması hususundaki çalışmalar da devam ediyor. Tabi nihai kararı Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamasında göreceğiz. Şuanda reform paketi içerisinde nelerin olduğunu tek tek açıklamamız mümkün değil. Son safhada bütün değerlendirmeler bittiğinde bu yönde toplumun taleplerine duyarsız olmamız mümkün değil, özellikle kamuda çalışan hukuk mezunları bu yönde o kurumlara daha faydalı olacağını düşünüyorum.

“CHP’nin durumu içler acısı”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumunu hepimiz takip ediyoruz. Gerçekten içler acısı bir durum. Cumhuriyet Halk Partisinde tartışmalar hiçbir zaman bitmez. Kılıçdaroğlu’nun izlediği siyaseti görüyorsunuz. CHP’nin yalarını diye her hafta bir hagtake açılıyor ve bunları paylaşmaktan da gerçekten bıktık. Bir yalan ortaya atılıyor ve bu sosyal medyada yayılıyor, ardından doğrusu açıklanıyor, açıklandığında da o yalan kadar yaygınlaşması söz konusu olmuyor. Bunun farkında oldukları için sürekli bir yalan üretme durumunda oluyorlar ama toplum bunu takip ediyor, yeri geldiği zamanda bunun cevabını verecek. 3 Milletvekilinin istifa gerekçelerine baktığımız zaman elbette ki kendi takdirleridir buna diyecek bir şeyimiz yok, Cumhuriyet Halk Partisinin durumunu aslında özetliyorlar.  

“Başlarına taş düşse saraydan bilecekler”

Grup Başkanvekilinin “Bunda sarayın eli var” açıklamasına gelince başlarına taş düşse saraydan bilecekler. TBMM kürsüsünden yaptıkları konuşmalarda 3 tane kelimeyi çıkarırsanız bunların konuşacak hiçbir şeyi yok. Bu kelimeleri sürekli tekrar ederek bir propaganda yapıyorlar. Saray diye bir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devleti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle de kuvvetler ayrılığı ilkesini daha da tahkim eden bir yapıya kavuştu ülkemiz. Parlamenter sistemin sıkıntılarından kurtulmak için milletimiz bu yönetim şeklini seçti. Yeni sistemde sanki parlamento yokmuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Halbuki yeni sistemimizde yasama daha güçlüdür. Cumhurbaşkanlığını ve kabineyi denetleyebilecek mekanizmalar vardır. Eski sistemde yürüme yasamanın içinden çıkıyordu, bu sistemde ayrı ayrı millet tarafından yürütme seçiliyor. Yeni sistemin bu ülke için faydalı olmayacağı yönündeki propagandaların hiçbir geçerliliği yok.

“Cumhuriyet Halk Partisi akıllanmıyor”

Bu sistemdeki hızlı karar alma süreçleri sayesinde Suriye’de terör devletini engelledik. Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumak için Libya’yla münhasır ekonomik birliği anlaşması yaptık. Asker gönderme teskeresini Meclise getirdik. Bir koalisyon durumu olsaydı bu kararlar alınamazdı. Yönetimde istikrar ancak bu sistemde mümkündür. Meclis kanun yapmada tam yetkili. Bu sistemde denge ve denetim mekanizmaları mevcut. Dolayısıyla ülkemiz bu yönetim sistemiyle çok daha ileriye gidecek. Muhalefet sürekli propagandasını Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı indirmek üzerine kuruyor. Sayın Cumhurbaşkanımız 13 yıl en başarılı şekilde bu ülkenin en uzun başbakanlığını yapmış. Daha sonra halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı ve ikinci kez bir daha seçilmiş. 18 yıl boyunca bu ülkenin 81 vilayetinde eserler üretmiş. Türkiye’yi dünya projeleriyle tanıştırmış, ekonomiyi 3-4 kat büyütmüş ve bunu yaptığı içinde önüne konulan 15 sandıkta tartışmasız açık ara birinci parti yapmış. Halkın yüzde 52’sinden oy alan cumhurbaşkanını sürekli diktatörlükle suçlarsanız o yüzde 52’si bir daha size oy verir mi? Maalesef Cumhuriyet Halk Partisi akıllanmıyor.

“CHP’deki fotoğraf  kamuoyuna yansıdı”

Bu siyaset tarzı kendi içerisindeki milletvekillerini rahatsız ediyor, daha rahatsız olan bir çok milletvekili var. CHP’nin bu politikalarını beğenmeyen çok sayıda milletvekili var. Bunu biliyoruz, kulislerde karşılaştığımız zaman konuştuğumuz milletvekilleri var. CHP’nin bu tarzı nedeniyle halkta çok büyük bir rahatsızlık olduğunu söylüyorlar. CHP’den 3 vekilin istifası CHP’deki fotoğrafın kamuoyuna yansıtmaları anlamına geliyor. Belki bunun daha devamı da olabilir. Her gün bir örgüt mensubunun bir olayı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu tür yalanlarla, karalama siyasetiyle bir yere varılamayacağını onların görmesi lazım. Maalesef böyle bir tedbir de onlarda yok. 3 milletvekili gerekçeler sunarak istifa ediyor, o gerekçelere bir cevap yok ama başlarına taş düşse saraydan bilecekler. Saray dedikleri de bu ülkenin milletin oylarıyla seçilmiş iktidarı. Burada saray diyerek de bir itibarsızlaştırma gayreti içerisindeler ama bunda da başarılı olmadıklarını geçmiş seçimlerde de gördük.

Muhalefet esnaf siyasetinden nemalanmaya çalışıyor”

Bizim bunların kısır siyasi çekişmelerine, karalama siyasetlerine kapılıp da hızımızı kesmememiz lazım. Biz milletimin  faydasına olacak yasak düzenlemeleri Mecliste yapacağız. Biz her gün sahadayız. Milletimizin ihtiyaçlarını çözmek için ne gerekiyorsa yapma gayreti içerisindeyiz. Şuanda pandemi şartları nedeniyle bazı sektörlerdeki sıkıntıları gündeme getirerek bundan siyasi nemalanma süreci görüyoruz muhalefette. Ömründe esnaf ziyareti yapmamış siyasetçi sokağa çıkma yasağı varken esnafa gidiş “İşler nasıl?” diyebiliyor. Ama insanlarımız aşılanıyor.  Salgın süreci bittikten sonra en yakın zamanda inşallah bitecek ve ekonomide ülkemizin nasıl zirve yaptığını göreceksiniz.

Vergi Usul Kanunu 359 ile ilgili taleplere duyarsız değiliz”

Vergi Usul Kanunundan çıkan problemlerle ilgili bize de yoğun mesajlar geliyor. Bu konuda soysal medyadan bir cevap vermiştim. Çalışmaların devam ettiğini ve düzenlemeyle ilgili de düşüncemi ifade etmiştim. Ekonomi ve hukuk reformu paketinde bu konuda gerekli çalışmalar gerçekleştirildi. Adalet Bakanlığında gerekli çalışmalar var. Hukukçu milletvekillerimizde bu konuyu istişare ediyoruz. Vergi Usul Kanunu 359 vergi kaçakçılığını düzenleyen bir madde. Burada elbette vergi kaybına yol açan, vergi kaybına yol açmak için sahte ve yanıltıcı belge düzenleyenler cezasız kalmamalı. Bu suçun ortadan kaldırılması gibi bir durum söz konusu olamaz. Ancak bu maddenin uygulanmasıyla ilgili uygulamada çıkan sorunlar varsa ki bu yoğun mesajlardan bu anlaşılıyor bunun da çözümlenmesi, daha hakkaniyetli bir sisteme kavuşturulması bir çalışma yapılması gerekiyor. Vergi Usul Kanunu 359’da sahte fatura düzenlenmesi ve kullanılmasıyla ilgili özellikle uygulamada çıkan sorun şu; Bu belgeyi kullanan kişiler vergi müfettişleri raporları doğrultusunda her hesap dönemi için ayrı ayrı cezalandırıldığı için yüksek miktarda cezalar çıkıyor. Tabi nihai karar hukuk ve ekonomi paketi çalışmaları tamamlandığında Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanacaktır. Ama Vergi Usul Kanunu 359 ile ilgili taleplere duyarsız değiliz. Bu konuda gerekli çalışmaları yaparak daha hakkaniyetli bir durumu ortaya çıkarmak istiyoruz.

“İcrayla çocuk teslimiyle ilgili çalışma yapılıyor”

Çocuk tesliminde icra ve kollu kuvvetleriyle çocuklar gerek velayetle ilgili durumlarda gerekse şahsi sürtüşme durumlarında zorla anne ya da babadan alınarak çocuklar açısından kötü bir durum oluyor. Çocukların psikolojisini etkileyen bir durum. Adalet Bakanlığımız bu konuya el attı. Bir taslak çalışması var. Bu taslak çalışmasını bizlerde değerlendiriyoruz. Çocukların kolluk güçleriyle birlikte değil sosyal çalışmacılar veya psikologlar eşliğinde daha düzgün bir ortamda çocuk tesliminin yapılması lazım. Kolluk güçleriyle anneden ya da babadan zorla koparılmasıyla ilgili görüntülerin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılacak. Bu konuda inşallah önümüzdeki süreçte bunları göreceğiz.

“Süresiz nafaka…”

Nafaka konusu tabi iki taraflı. Bir nafaka alacaklısı var bir de borçlusu var. Medeni Kanunumuzun 175. Maddesinde “Boşanma durumunda yoksulluğa düşecek taraf süresiz olarak nafaka isteyebilir” diyor. Süresiz isteyebilir diyince tabi uygulamada kararlar hep süresiz olarak verildi. Burada yargı bir takdir yetkisi kullanmadı. Burada yoksulluğa düşecek kadınlarımızın durumu önemli. Bunu korumamız lazım. Ama diğer taraftan da bazı durumlar açısından bakıldığında mağduriyetlere, haksızlıklara neden olacak bir durumda söz konusu. Burada süresiz isteyebilir ancak bunun tarafların ekonomik ve sosyal durumunun dikkate alınarak her dosya içerisinde ayrı ayrı çözümlenmesinde fayda var. Bu konuda yoğun talepler geliyor. Ancak bizim nafaka alacaklısını da düşünmemiz lazım ama diğer taraftan da bu süresiz nafaka nedeniyle adaletsiz bir durum ortaya çıkacaksa bunu da düşünmemiz lazım. Bir dengeyi kurmamız lazım. Bunun aslında her bir dosya için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Eğer uygulamadan, Yargıtay kararlarından kaynaklanan bir problem varsa bunu yargının çözmesi lazım. Ama yasamaya düşen “Şu da olması gerekir” deniyorsa bu anlamda da gerekli çözümleri sağlamakta fayda var.

“Şuanda karşılıksız çek nedeniyle cezaevlerinde bulunan kimse yok”

Karşılıksız çek konusu da yine iki taraflı bir konu. Alacaklısı var, borçlusu var. Karşılıksız çek aslında ülkemize özgü bir konu. Diğer ülkelerde bu şekilde çek kullanımı söz konusu değil. Ancak bizde çekteki vade çeki bir senete dönüştürüyor. Diğer taraftan da senetten farkı çeke olan güvenin sağlanması açısından geçmişte dolandırıcılık hükümleri kapsamında değerlendiriliyordu. Karşılıksız çeke hapis cezası getirilmişti. 2012 yılında da karşılıksız çekte hapis cezasını kaldırmıştık, idari para cezasına dönüştürmüştük. Daha sonra 4 yıl bu sistem uygulandı. 4 yılın sonunda iş dünyasından, odalardan talepler geldi. Çeke olan güvenin azaldığı yönünde eleştiriler olmuştu. Daha sonra bu talepler doğrultusunda çeke güvenin sağlanabilmesi için adli para cezası yönünde bir değişiklik söz konusu oldu. Adli para cezası da ödenmeyince bu hapis cezasına dönüştü. Dolayısıyla yine bu hapis cezasına dönmüş oldu. Özellikle konkordato sürecinde bazı firmaların alt taşeronlara paralarını ödememeleri, onların da çek kullanmaları nedeniyle toplumda bir sıkıntı oldu. Bu anlamda karşılıksız çek suçlarıyla ilgili geçici bir düzenleme yapmıştık. Mevcut çek borçlularıyla ilgili bir taksitlendirme, daha sonra covid izinleri nedeniyle açık ceza evlerinde bulunan tutuklular izne gönderildi. Şuanda karşılıksız çek nedeniyle cezaevlerinde bulunan kimse yok. Ancak süre tamamlandığında bu riskler söz konusu. Burada hapis cezasının kaldırılması yönünde görüşler var. Ama “çeke olan güven azalır” diyen görüşlerde var. Burada bankaların da sorumluluğunu göze alacak bir düzenleme yaparak Anayasamızdaki “Ekonomik suça ekonomik ceza” ilkesini de düşünerek bu konuyu kalıcı bir çözüme kavuşturmak da fayda var. İş dünyasının da görüşleri önemli. Bu sorunun çözülmesi için elbette ki gayret gösterilir.”

Nurdan EROĞLU

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN