Yurtbay'dan Bartın vekillerine İstanbul Sözleşmesi tepkisi

Saadet Partisi Bartın İl Başkanı Ünal Yurtbay, Meclis konuşmasında İstanbul Sözleşmesini savunduğu için CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu'na ve yasayı çıkardıkları için AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç'a tepki gösterdi. Yurtbay, 'İstanbul Sözleşmesi, Türk aile yapısının dibine yerleştirilmiş bir dinamittir. Sözleşmeyi savunanları ibretle izliyoruz' dedi.

PAYLAŞ

Saadet Partisi Bartın İl Başkanı Ünal Yurtbay, Meclis konuşmasında İstanbul Sözleşmesini savunduğu için  CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’na ve yasayı çıkardıkları için AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’a tepki gösterdi.  Sözleşmenin  Türk aile yapısının dibine yerleştirilmiş bir dinamit olduğunu ifade eden Yurtbay, “İstanbul Sözleşmesi, Türk aile yapısının dibine yerleştirilmiş bir dinamittir. Bu sözleşmeyi imzalayanların ve savunanların, kadına şiddeti önlemek gibi en hassas noktamızı gerekçe göstererek bu ucube sözleşmenin tahribatını perdelemeye çalıştıklarını ibretle izliyoruz. 2011 yılının Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleşen, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılarak TBMM’deki bütün partilerin oy birliğiyle kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini konu alan ve hukuki bağlayıcılığı bulunan 1 Ağustos 2014 itibariyle Türkiye’de resmen yürürlüğe giren ilk uluslararası belgedir” dedi.

“Bu sözleşmenin hedefi aileyi yıkmaktır”

Sözleşmeyi ‘ucube’ olarak nitelendiren Ünal Yurtbay şöyle devam etti:

“Hiçbir fikir alışverişine başvurulmadan aceleyle oldu bittiye getirilerek imzalanan bu ucube, adeta aile yapımızı çökertmek için kaleme alınmış bir metindir. Aileyi korumaya yönelik düzenlemeler çıkarılmış ve aileyi yıkmak hedeflenmiştir. Sözleşme zinayı meşrulaştırmakla kalmamış aynı zamanda eşcinselliğe de zemin açmaktadır.
“Kadına şiddeti önlemek bu ucube ile mümkün değil”

Kadına yönelik şiddet yadsınamaz ve kesinlikle bunu önlemek için gerekli tedbirler alınmalıdır. Ancak bu tedbirler kendi toplumsal ve aile yapımıza uygun tedbirler olmalıdır. Avrupa Birliği’nin ve feminist ideolojilerin dayatması ile değil. Bu konuda herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Hukukçular, sosyal bilimciler, sivil toplum kuruluşları, aydınlar, âlimler kadına yönelik şiddeti önleme konusunda toplumsal yapımıza, değerlerimize uygun bir düzenleme yapılması konusunda geç kalmadan gerekeni yapmalıdır. Sözde kadına yönelik şiddeti ve ailelerin parçalanmasını önleyen İstanbul Sözleşmesi, tüm hukuk hiyerarşisinin de üstünde bulunuyor. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2. maddesinin a bendi, kanunun uygulanmasında İstanbul Sözleşmesi’nin esas alındığını açıkça belirtiyor. Ülkemizde yaşanan kadına yönelik şiddeti durdurmanın tek yolu kadına hak ettiği değeri veren İslamiyet’ten, kendi kültür, gelenek ve göreneklerimize uygun hazırlanan yasalardan geçiyor.

“Rusya ve ABD imzalamadı”

Sözleşmeyi ilk imzaya açan, ilk onaylayan ülke Türkiye’dir ve sözleşmenin hiçbir maddesine çekince koymamıştır. Bazı ülkeler sözleşmeyi imzalamasına rağmen onaylamamıştır (İngiltere, Ermenistan vb). Bazı ülkeler çekince koymuştur (Fransa, İsveç, İsviçre, Yunanistan vb). Bazı ülkeler sözleşmenin bazı maddelerine itiraz etmiş, bazıları ise şerh koymuştur. Rusya ve Azerbaycan sözleşmeyi imzalamamış, gözlemci ülke statüsünde katılan ABD, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan da sözleşmeyi imzalamamıştır.

“Erdoğan tek imzayla feshedebilir”

Sözleşmenin 80’inci maddesinde “Her taraf istediği zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle bu sözleşmeyi feshedebilir” denmektedir. Hükümet tek taraflı sözleşmeden çekilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün eski bakanlar kurulunun bütün yetkilerini haizdir. Tek imzayla istediğini yapabilme yetkisine sahiptir.

“Eşcinsel evlilikleri meşrulaştırıyor”

İstanbul Sözleşmesi’nde toplumsal yapımızı adeta dinamitleyen, toplum yapımızla dini inançlarımızla örf ve âdetlerimizle taban tabana zıt uygulamalar içeren maddeler olmasına ve Müslüman bir ülke olmamıza rağmen sözleşmenin dördüncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki “cinsel tercih ya da cinsel yönelimin” güvence altına alınmasına dahi hiçbir itiraz ve şerh konulmadan da sözleşme imzalanmıştır. 
“Her türlü sapıklığı güvence altına alıyor”

Yine sözleşmenin 3. maddesinin (b) fıkrasında İslam aile yapısına yüzde yüz aykırı bazı kavramlar eklenerek kadınla kadının, erkekle erkeğin evlendirilmesi meşrulaştırılmıştır. Sözleşmenin 4/3 fıkrasında cinsel yönelim, cinsel tercihler ve her türlü sapıklık kanunla koruma altına alınmaktadır. Sözleşmede aile kavramı yoktur ve evliliği yok saymaktadır, ortak ev arkadaşlığı vardır. Bu da her türlü gayrimeşru birliktelikleri kapsamaktadır.

“İstatistikler her şeyi gözler önüne seriyor”

Toplumsal cinsiyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan bu sözleşme cinsiyet eşitliğini şiddetin önlenmesinin tek yolu olarak sunmaktadır. Oysa istatistiki veriler bu reçeteyi doğrulamıyor. 2011 yılında 121 kadın cinayeti yaşanırken bu rakam 2017’de 409, 2018’de 440, 2019 yılında ise 474 kişi olarak sürekli yükselmektedir. Kadın cinayetlerinin artmasına neden olmasına rağmen neden bu sözleşme ve kanun neden hala yürürlüktedir?

“Bankoğlu ve Tunç ailesi dağılanların yüzüne nasıl bakacak?”

İlimizin TBMM'de bulunan iki Milletvekilinden biri sözleşmeyi yasa olarak hazırlayan mevcut iktidarın, diğeri ise yasanın çıkmasını oy birliği ile onaylamış ana muhalefetin vekilleri. Bartın milletvekili olan bu arkadaşlar, ilimiz sokaklarında bu yasa yüzünden aileleri dağılmış veya ahlaksızlık yüzünden nesilleri perişan olmuş insanımıza hangi yüzle bakabilecekler. CHP Bartın milletvekili Aysu Bankoğlu, meclis kürsüsüne çıkmış “İstanbul Sözleşmesi'ni etkin şekilde uygulamak ve denetlemek zorundayız. Sözleşmeyi sadece imzalamak, bununla övünmek yetmiyor.” diyor. Vekilimize sormak isterim: "Tamam anladık örf, adet, din, ahlak vs. bunları size anlatamıyoruz; o en çok değer verdiğiniz modern ve çağdaş ülkeleri de mi görmüyor, örnek almıyorsunuz? Bakın onlar bu anlaşma ve yasayı kabul etmiyor.

“Feshedilmeli”
Biz kadına şiddetin karşısındayız, biz cennetİ annelerin ayakları altına seren bir inanca sahibiz. Bu sebeple biz kadına en büyük değeri vermek zorundayız. Unutmayınız, aileyi korumak toplumu korumaktır. Toplumu bir felakete ve uçuruma sürükleyen, haneleri birbirinden ayıran İstanbul Sözleşmesi derhal feshedilmelidir. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu kanunu yeniden gözden geçirmelidir. Yeni bir düzenleme yapılmalıdır. Aile yapımızı bozmayı amaçlayan, değerlerimizden, inancımızdan, örf ve âdetlerimizden uzak bu sözleşmeyi derhal iptal edin. Nasıl en hızlı bir şekilde onayladıysanız aynı o şekilde bu sözleşmeyi feshedin. Aileyi parçalayan, anneyi, babayı ve çocuğu ayrı taraflar olarak gören bu yasaya karşı herkesi birleşmeye çağırıyoruz.”

 

 

Nurdan EROĞLU

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN